Siyaset arenası her dönem kendi paradokslarını yaratır ama ana muhalefet partisi CHP’nin iç sınırlarında yaşanan son gelişmeler, mantık sınırlarını zorlayan bir tiyatroya dönüşmüş durumda. Parti içinde dün “kahraman” ilan edilenlerin bugün “hainlik” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığı, vefa duygusunun delege hesaplarına kurban edildiği tuhaf bir dönemden geçiyoruz.
Peki, asıl resmi kim doğru okuyor?
Genel Başkanlık koltuğunda oturan Özgür Özel’in izlediği stratejiye dışarıdan bakıldığında insanın aklına tek bir soru geliyor: Bu bir akıl tutulması mı, yoksa riskleri göze alınmış son bir kumar mı?

“Dükkanın Anahtarını Teslim Etmek”

Özgür Özel yönetiminin aldığı bir kararla 27 kişinin istifa ettirilip adeta “dükkanın anahtarının” yeniden Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine teslim edilmesi, siyaset mühendisliği açısından tam bir muamma.
Akil Adamlar Nerede? Tüzüğü, delege yapısını ve kurultay süreçlerini ezbere bilen deneyimli siyasetçilerin, bu istifalar sonrasında kurultayın bu şekilde yapılamayacağını bilmeme ihtimali var mı? Elbette hayır.
O halde burada başka bir oyun planı devreye giriyor. Acaba Özgür Özel, “Bizi çalıştırmıyorlar, önümüzü kesiyorlar” diyerek parti tabanına son kozu olan “mağduriyet” kartını mı oynuyor? Kendini mağdur göstererek koltuğunu sağlama alma çabası, CHP’nin kurumsal hafızasına ve geleceğine ne kadar hizmet ediyor, orası meçhul.

Miting Alanları Kalabalık, Sandıklar Boş

Madalyonun bir de meydanlar boyutu var. Yerel seçim sürecinde 102 miting yapmakla övünen bir liderlik vizyonu karşımızda duruyor. Nicelik olarak büyük bir çaba gibi görünse de niteliksel olarak yerelde yarattığı etki koca bir soru işareti.
  • 2000 Kişilik Miting, 2 Oy: Düşünsenize; bir gün önce meydanda 2000 kişiyi topluyorsunuz, ertesi gün sandık açıldığında size oradan sadece 2 oy çıkıyor!
  • Kolektif Suskunluk: Bu trajikomik garipliği parti içinde yüksek sesle sorabilecek, “Burada bir terslik var” diyecek tek bir akil adamın çıkmaması, CHP’deki kolektif suskunluğun ve koltuk korkusunun en net göstergesidir.
  • Sanal Başarı: Alanları taşıma seçmenlerle doldurup sanal başarı hikayeleri yazmak, sandığın soğuk gerçekliğiyle çarpışınca tuzla buz oluyor.

Pastanın Büyük Dilimini Kapanlar

Bugün “Yıllar sonra partiyi birinci yaptık” diyerek başarıyı tekeline alan Özgür Özel’e sormak gerekiyor: O başarı tuğlaları örülürken siz hangi koltuktaydınız ve bu pastanın büyük dilimini kapma hakkını kendinizde nasıl buluyorsunuz?
Seçimi “kaybettiği” gerekçesiyle başarısız ilan edilen ve en yakın kurmayları tarafından sırtından vurulan Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkını teslim etmek siyasi bir namus borcudur. Kılıçdaroğlu, sağ-sol bariyerlerini yıkarak kurduğu ittifak modeliyle CHP’yi zaten yüzde 25’lik barajından çıkarıp birinci parti olma potansiyeline ulaştırmıştı. Cumhurbaşkanlığı yarışında Recep Tayyip Erdoğan’ın sadece iki puan gerisinde kalan, son yılların en çekişmeli seçimini yürüten ve tüm kumpaslara rağmen dik duran bir lider tasfiye edilirken; onun açtığı sosyolojik alanı miras yiyenlerin bugün zafer sarhoşluğuna kapılması ne kadar adil?

Yeni Yüzyılın Cumhurbaşkanı ve CHP’nin “Milli” Ekseni

Önümüzdeki süreç, CHP için sadece bir iç hesaplaşma değil, aynı zamanda kabuk değiştirme dönemi olacak gibi görünüyor. Gelecek seçimlerde, rüzgarın yön değiştireceğini ve CHP’nin daha “milli” bir siyaset çizgisine evrileceğini öngörmek zor değil.
15 Temmuz ve MHP Örneği: Nasıl ki 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesinde MHP, AK Parti’ye şartsız destek vererek içerideki ve dışarıdaki kışkırtmaları püskürttüyse; önümüzdeki kritik eşikte de devletin bekası ve yeni yüzyılın inşası için CHP’nin benzer bir yapıcı rol üstlenmesi kaçınılmaz olabilir ve yeni yüzyılın cumhurbaşkanı bu destekle belli olacaktır.
Siyaset, dün söylenenlerin bugün unutulduğu bir revizyon sahasıdır. Bugün kendi içinde “hain” arayan CHP, yarın Türkiye’nin geleceğini şekillendiren kurumsal bir güvenceye dönüşmek zorundadır. Ancak bunun yolu, ucuz kurultay taktiklerinden ve miting yanılsamalarından değil, dürüst ve milli bir siyaset üretmekten geçer.
Dedektif bY Yusufi